‘Abdullah Turhan, Kara Murat’ı bana bakarak çizdi’

Medyatava ÖzelUsta çizer Hikmet Yamansavaşçılar, 38 yıl boyunca çizgi romandan neden uzak kaldığını Medyatava'ya anlattı...

‘Abdullah Turhan, Kara Murat’ı bana bakarak çizdi’

Bir döneme damgasını vuran “Tolga ve Kara Murat” çizgi romanlarının  efsanevi çizeri Hikmet Yamansavaşçılar, 38 yıl ayrı kaldığı çizgi romana “Karabala” serisiyle geri döndü. Uzun yıllar usta çizer Abdullah Turhan’ın asistanlığını yapan Yamansavaşçılar’ın bu dönüşü çizgi roman sevenleri heyecanlandırdı.

Karabala serisinin ilk kitabı 15 Nisan 2016’da çizgi roman tutkunlarıyla buluşurken, ikinci kitap ise bu yılın nisan ayında çıktı.  Şu sıralar üçüncü kitabı hazırlayan Yamansavaşçılar, neden 38 yıl çizgi roman çizmediğini ve çizgi dünyasına nasıl geri döndüğünü Medyatava’dan Canan Kaya'ya anlattı…

 

Çizgi romana olan ilginiz nasıl başladı?

4 yaşındaydım. O zamanlar Yeni Sabah diye bir gazete çıkardı, orada tefrika olarak her gün yayınlanan “Kızıl Maske” diye bir bant vardı. “Kızıl Maske”ye her gün heyecanla bakardım. Alıp onu kopya çekerdim. Okuma yazmayı da ilkokula gitmeden çizgi roman sayesinde çözdüm.

Sonra nasıl gelişti?

İlkokullar arası düzenlenen bir resim yarışmasında dünyada birincisi olmuştum. İlkokul 3. sınıftaydım o zaman. O yıllarla ilgili ilginç bir hikâyem var aslında.

BEDRİ BAYKAM’IN DA KATILDIĞI YARIŞMADA BİRİNCİ OLDUM

Nedir?

İlkokula gittiğim yıllarda, İstanbul İskender Paşa İlkokulu’nda bir resim yarışması düzenlenmişti. Bedri Baykam’ın babası CHP milletvekili Suphi Baykam yanında İsmet İnönü’yle birlikte oraya geldi. Suphi Bey, İsmet İnönü’ye “Benim oğlum dahi bir yetenek. Nasıl olur da böyle bir yarışmada ikincilik verirler” diyor. Sonra hep birlikte eserlerin önüne geçtik ve İsmet İnönü’nün Suphi Baykam’a “Oğlunun hakkını yememişler” dediğini duydum.

Peki ne çizmiştiniz?

Kurtuluş Savaşı’ndan bir enstantane çizmiştim. O büyük olan çizimimdi. Bir de yanında A3 boyutunda bir çizimim vardı.

Tolga ve Kara Murat bir dönemin efsanesiydi. Sizin bu kahramanların üzerinde de emeğiniz büyük. Nasıl başladı o süreç hayatınızda?

Çocukluğumdan beri çizgi roman okuduğum için tablo değil, çizgi roman yapmaktı idealim. O yüzden de çizerleri takip ediyordum.

SUAT YALAZ’IN KARAOĞLAN’INDAN ÇOK ETKİLENMİŞTİM

Etkilendiğiniz çizerler hangileriydi?

Yabancı çizgi romancılar Türkiye’ye çok az ya da hiç gelmiyorlardı o dönemler. Biz yabancı çizerleri Teksas Tommiks’lerde görüyorduk.  Yerli çizerlerden Ratip Tahir Burak’ın çizmiş olduğu resimler beni çok etkilemişti. Sonra Suat Yalaz’ın Karaoğlan’ı çıktı. Ondan da çok etkilenmiştim. Bu arada imza günüme de geldi kendisi.

SUAT YALAZ BENİM İÇİN ‘DÜNYA ÇAPINDA SANATÇI’ DEMİŞTİ; SAHİP ÇIKAN OLMADI

Ne büyük gurur olmuş sizin için…

Olmaz mı? 85 yaşında, gözleri çok az görüyor. Düşünün 85 yaşındaki bir adam kalkıyor, sağından solundan insanlar tutarak imza günüme geliyor… Birbirimize bakınca gözlerimiz doldu. Dedi ki ; “Hikmet, çok hastayım. Belki de bu son buluşmamız. Ama seni yalnız bırakmak içimden gelmedi, gönlümden geçmedi” dedi.  Sonra insanlara dönüp dedi ki; “Bakın, benim için Türkiye’de bu işin duayeni diyorsunuz. Hayatım bununla geçti. Fakat yanımda Türkiye’nin çok üstünde dünya çapında bir sanatçı var. Hikmet’e sahip çıkın” dedi. Tarihi bir andı.

Peki sahip çıkıldığını düşünüyor musunuz?

Çıkılmadı…

*Suat Yalaz ve Hikmet Yamansavaşçılar

Ustanız Abdullah Turhan’la yollarınız nasıl kesişti?

Sene 1965, ben daha 10 yaşındayım. Rahmetli eniştem tuttu kolumdan ve “Tamam ağlama, hadi kalk gidiyoruz” dedi. Nereye dedim. Elinde Karaoğlan dergisinin adresi vardı. Aldı götürdü beni dergiye. Suat Yalaz geldi, resimlerimi gördü ve “Vaay Abdullah koş koş” dedi. Abdullah Turhan da o dönem onun asistanıydı. Suat Abi “Sen mi çizdin bunları?” dedi. “Evet” dedim. Sonra Abdullah Turhan’a benimle ilgilenmesini söyledi ve o günden sonra da benim diyaloğum Abdullah Turhan’la oldu.

Kara Murat’ı çizmeye nasıl başladınız?

Arada bir uğrardım Abdullah Abi’nin yanına. Bir gün hiç unutmam 15 yaşındayım, çaldım kapısını. Abdullah Abi de Kara Murat’a başlayacak o dönem. Beni görünce “Vaay ne yakışıklı olmuşsun” dedi. Saçlar da uzun tabii benim o dönem. Aldı kalemi eline ve “Profil dur” dedi. Başladı çizmeye… Bıyık da yaptı. Sonra içerideki beyefendiye seslenerek; “Samet gel Kara Murat’ı buldum” dedi.

Kara Murat sizsiniz o halde?

Ben miyim, değil miyim bilmiyorum ama böyle bir anım var kendisiyle…

Sonra ne oldu?

Abdullah Turhan beni yanına aldı ve bir süre ona asistanlık yaptım. Ardından okul hayatı girdi araya bir süre ara verdim. Abdullah Turhan 1974 yılında ise beni tekrar çağırdı ve Tolga’yı çizmemi istedi. Tolga’yı çizmem de böyle başladı. Beraber hem Kara Murat’ı hem de Tolga’yı çizdik.

ASKERDEN DÖNDÜKTEN SONRA BİR DAHA RESİM ÇİZMEDİM

Kaç yıl boyunca çizdiniz?

İşin en can alıcı noktası da burada…  1976 yılında okulu bırakıp askere gitmiştim. Askerden döndükten sonra da bir daha resim çizmem dedim.

Neden?

Askere gitmeden önce Hürriyet gazetesinde çizgi romanım yayınlanacaktı. Tam anlaşma aşamasındayken bir başkasını aldılar.

HÜRRİYET’İN KARARI BENİ ÇOK ÜZDÜ

Biraz açar mısınız? Teklif nasıl geldi, neden çizimleriniz yayınlanmadı?

Teklif gelmedi. Birisi benden bahsetmiş gazetenin yönetimine. Yazı işleri müdürü de “Gelsin görüşelim” demiş. ‘Önümüzdeki ay başlayacağız’ dediler ve anonslar filan yayınlandı. Sonra bir baktım başka biriyle anlaşmışlar. Tabii ben de çok gençtim o yıllarda. Yüzü kızaran, iki laf etmesini beceremeyen bir çocuktum yani. Sanırım çok toy gördüler.  Çok üzüldüm, benim için bir yıkım oldu. Cağaloğlu’ndan Eyüp’e kadar yağmurun altında yürüdüm…

Askerden döndükten sonra neden devam etmediniz?

Çizgi romanın bana bir şey vermeyeceğini gördüm. Genç yaşta evlendim ve bir kızım oldu.

38 YIL ÇİZGİ ROMANA KÜSTÜM

O küskünlük süreci 38 yıl mı sürdü?

Evet… O tarihten bu yana hiç resim çizmedim.

Peki ne oldu da geri döndünüz? 38 yıl susup, tekrar çizgiyi konuşturmak düşüncesi nereden doğdu?

Mistik bir olay aslında… Garip garip rüyalar görmeye başladım. Bir çocuk çıkıyor ve bana “Ben Karabala’yım” diyordu. Bazı şeyler anlatıyor ama ben çizmiyordum. Öyle şeyler anlatıyordu ki kime anlatsam bana inanmazdı. Ben de çizgi roman yapmaya karar verdim. Sonra ufak ufak bir şeyler çizmeye başladım. Ama eski meleke kalmamış tabii… Bir taraftan çiziyorum, bir taraftan da bileğimin eski kıvraklığını yakalamaya çalışıyordum. Ama zamanla her çizdiğimi daha iyi çizmeye başladığını gördüm. Mesela birinci kitapla ikinci kitap arasında 60 yaşındaki bir adamın inanılmaz bir mesafe kat ettiğini görüyorsunuz.

Peki Karabala kim?

Benim amacım tarihi bir çizgi roman yapmak değil.

Ama tarihte var içinde…

Tarihsel bir roman ama sadece tarihi bir çizgi roman değil. 

Ne var peki tarihsel sürecin haricinde?

Bir kere nerede geçtiği belli değil.

Neden?

Çünkü onu finalde açıklayacağım.

Kaç serilik bir roman olacak bu?

Ya dördüncü ya da beşinci seride bitireceğim. Birinci kitapta mekanı ve kişileri tanıtıyorum. İkinci kitapta ise artık olayların içine giriyoruz. Üçüncü kitapta ise büyük bir patlama var. Herhalde Türkiye’de çizgi roman tarihinde benzerine şahit olmadıkları bir üçüncü kitap görecekler.

İlki 1 yıl önce yayınlanmıştı serinin. İkincisi ne zaman yayınlandı?

Nisan ayında yayınlandı.

Bir yıl içerisinde nasıl tepkiler aldınız?

Çizgi romanı gerçekten sevenler elime koluma yapıştı. Ama bunun yanında en yakın arkadaşlarım, dostlarım gayet tepkisiz de kaldılar… Çok büyük hayal kırıklığıydı.

KİTAPTA AYLAN BEBEK DE VAR

Karabala insanlara ne anlatıyor?

Çok şey… Mesela bir insanlık dramı olan Aylan Bebek’i anlatıyorum bir bölümünde.

Evet, bir kez daha içimiz burkuldu görünce…

Sadece o değil, o kadar çok dram var içinde. İkinci kitap “Yaşam sevmektir” diye bir yazıyla başlıyor mesela...

Serinin üçüncüsü ne zaman geliyor?

Şu an çizim aşamasında, tarihi önümüzdeki günlerde netleşecek…

 

Canan Kaya / Medyatava

canankaya@medyatava.com

 

 

 

 

 

 

 

Teknolojik İşler Ofisi

Sayfa Derleme Süresi: 0.0579 saniye