Mesut Yar'dan İsmail Küçükkaya'ya: Çok sığ bir mizah yaptı

Medyatava ÖzelTelevizyon dünyasının deneyimli isimlerinden Mesut Yar, Medyatava'dan Canan Kaya'nın sorularını yanıtladı...

Mesut Yar'dan İsmail Küçükkaya'ya: Çok sığ bir mizah yaptı


Dile kolay, tam 30 yıl… Türkiye’de televizyonculuğun her alanına bulaşmış bir isim Mesut Yar… Şimdilerde adı sanı olmayan Kanal E’nin kuruluşundan tutun, HBB TV ve Kanal 1’in genel müdürlük koltuğunda oturdu ve bu kanallarda önemli işlere imza attı. Uzun süredir çeşitli kanallarda yapımcılık ve sunuculuk yapan Yar, şimdilerde eski yuvası olan Star TV ile o özlediğimiz “Uyan Türkiye” günlerine geri götürüyor bizi. Uyan Türkiye günlerinde olduğu gibi her hafta sonu “Mesut Yar Sunar”la sabah haberlerini morning show tadında sunuyor ünlü sunucu… Tabii Posta’daki köşesinden televizyon eleştirileri yapmaya ve sektörden kulis haber duyurmaya da devam ediyor.

Bu arada kulis demişken, Yar’ın geçtiğimiz günlerde FOX’un haber programlarını kaldıracağı iddiası bir hayli konuşulmuştu. Bu iddianın ardından kanalın sabah haberlerini sunan İsmail Küçükkaya, canlı yayında Yar’ın yemek programı yapacağını açıklamıştı. Yar ise ilk konuğunun Küçükkaya olacağını söylemişti. ”Nedir bu FOX olayının aslı” diye sorduğum Küçükkaya ise FOX’la ilgili iddiaları yalanlayarak tüm bunların dedikodudan ibaret olduğunu söylemişti.

Ben de bu kez kayıt cihazını Mesut Yar’a uzattım ve hem Küçükkaya’nın kendisiyle ilgili açıklamalarını, hem de sektörün şu anki durumunu sordum…

Mesut Yar Sunar’la o özlediğimiz “Uyan Türkiye” günlerine geri götürdünüz bizi. Tekrar böyle bir program yapma fikri nasıl doğdu?

Malum geçen sene yaşanan olaylardan sonra artık bir gece şovu yapma şansımız azalmıştı. Açıkçası şov da yapılmadı sonra. Sadece Beyaz yaptı ama o da 15 günde bir banttan yaptı. Bant talk show’ları da kimse sevmez. Talk show bu sonuçta, aksiyon, heyecan olacak. Bunlar olmayınca da ortaya çıkan iş çok donuk oluyor. Öyle bir şeyin altında da imzam olsun istemedim. Star TV’yle de çok uzun zamandır görüşüyorduk. Kanalın Genel Müdürü Ömer Özgüner’in kafasında da ‘sabahları insanların yüzünü güldürebilecek üçlü bir analiz programı yapılabilir mi’ diye bir fikir vardı. Bana sundu, ben de olabilir dedim. Seren Serengil, Deniz Akkaya ve ben bir üçlü olduk. Birbirimizi hiç tanımıyorduk üstelik. İyi de bir programdı ama benim yapıma çok da uygun olduğunu düşünmedim.

Neden?

Çünkü insanlara her türlü soruyu sorabilirim ama iş magazine geldiği zaman bende tuhaf bir kal duygusu gelişiyor. Herkesle bir ilişkim gelişti 30 sene içerisinde ve o ilişkilerimi de gaf yaparak bozmak istemedim açıkçası. Dolayısıyla da affımı istedim ve oradaki varlığım 2 hafta sürdü. Tabii sonra derin bir sessizlik oluyor: Eee şimdi n’apacaksın…

Sonra?

Aklıma şu fikir geldi: Benim “Burada Laf Çok” programına geçişim hafta sonu yayınlanan “Uyan Türkiye”den olmuştu. “Uyan Türkiye” de artık bir haber programı değil, bir morning show olmuştu. Dedim ki böyle bir morning show yapabilir miyiz… Hafta sonu sabahın o saatleri de ölü ve parsellenmiş durumdaydı. Çünkü 7 senedir yoktum orada. Ardından çok hızlı bir karar alıp şubat ortasında başladık. Geçtiğimiz hafta sonu da sezon finali yaptı program.

“BEN BİR KUŞAĞI ELLERİMLE ZEHİRLEDİM”

Yapılabilirmiş o halde…

Evet, sabah programları teslim edersiniz ki ben ve Metin Uca’yla birlikte başladı. Ben bir kuşağı ellerimle büyüttüm ve zehirledim. Şimdi o lise ve üniversite çocukları anne baba oldular. Geldiğimiz noktada da yepyeni bir kuşak var. Zekaları ve erişimleri çok hızlı. Beni yıllardır dinleyen adam olarak tanıyorlardı “Burada Laf Çok”tan… Halbuki konuşabiliyormuşum, bu çıktı ortaya. ‘Bu enerjiyi nereden buluyorsunuz’ diye bir soru çıktı…

“EVE NEREDEYSE CESEDİM GELİYOR AKŞAM”

Nereden buluyorsunuz hakikaten?

Nereden bulduğumu bilmiyorum ama nerede bıraktığımı çok iyi biliyorum. Orada bırakıyorum o enerjiyi ve eve neredeyse cesedim geliyor.

30 senenin ardından yorulduğunuzu hissediyor musunuz?

Yaş itibariyle yorulduğumu hissediyorum ama buna değiyor. Güzel ve farklı bir şey oldu. Bir de medyanın içinde olduğu şu tsunamiyi bir düşünürsek, iyi bir liman oldu.

“O TELEVİZYON YÖNETİCİSİNE 6 KEZ ÖZÜR DİLETTİK”

Burada Laf Çok da çok sevilmişti… Geçenlerde sosyal medyada #BuradaLafÇokGeriDönsün hashtag’i açmıştı izleyenleriniz… Nasıl başladı ve neden bitti?

Ferit Şahenk’in Star TV’yi satın aldığı yıl biz de “Uyan Türkiye” olarak Şahenk grubuna geçecektik. Fakat geçmeden önce Saba Tümer’in CNN Türk’te yaptığı gece programının Show TV’ye geçtiğini öğrendik. Barış Tünay da Sky Türk’ten CNN Türk’e gelmişti o dönem ve o böyle bir teklifte bulundu. “Orada bir canlı kuşağımız var onu öldürmeyelim. Sen sonra gidersin, biz en azından o kuşağı devam ettiririz, 1 ay da olsa yapalım” dedi. 1 ay, 7 yıl oldu. Hatta bir televizyon yöneticisi de Barış Tünay’a “Mesut’la bu iş tutarsa, çağıracağım onu ve özür dileyeceğim” demişti o dönem. 6 kere özür dilettik…

Kim o yönetici?

Onu söyleyemem… Zaten bunu okuduğunda kendisi anlayacaktır kim olduğunu. (Gülüyor…) Bu iş Barış’ın CNN Türk’te yaptığı ilk vurucu iş oldu ve peşinden diğer programlar geldi. Barış bir vizyon getirdi CNN Türk’e… O parlak çağın sonunda da hak ederek Kanal D’nin başına geçti.

Peki böylesine vurucu bir iş ne oldu da bitti?

CNN Türk, Erdoğan Aktaş’ın gelişiyle birlikte biraz daha hard haber yapma yoluna gitti. Lifestyle programlar azaltıldı ve daha çok haber, tartışma programları artırıldı. Bu alınan prensip bir karardır, acayip de saygı duyarım böyle bir şeye. O ilkesel karar içinde sizin yeriniz yoksa oradan çekilmeyi bilmelisiniz. Sonrasında ayrıldım ve 1 ay sonra da Kanal D’ye geçtim. Kanal D de ‘hazır elde sözleşme varken devam edelim’ duygusuna girdi. Geçtiğimiz Ramazan’ı çok yüksek share’le bitirdik. Kimse beklemiyordu, ben de beklemiyordum. Ama oldu ve yapıldı.

 “TÜRKİYE’DE TALK SHOW DEFTERİ KAPANDI”

Orada neden devam etmedi program?

Tam da o sırada İstanbul’daki bomba saldırıları geldi ve hemen peşinden de bu darbe teşebbüsü gelince, Türkiye’deki talk show defteri kapanmış oldu. Çünkü insanlar gelmeye, gelip de yanlış bir şey söylemeye korkuyorlardı. Açıkçası ben de sormaya korkuyordum. Ülkede bir kaos yaşanmıyormuş gibi davranmamız ve kakara kikiri yapmamız çok da mümkün değildi. Dolayısıyla bir savaş baltası gibi toprağın altına gömdük programı. Tekrar geri döndüğünde ben olur muyum olmaz mıyım bilmiyorum ama mutlaka bunu yapacak insan bir yerinde beni danışman olarak tutar.

“PRIME TIME’IN KÖLELİĞİNİ YAPAN KÜÇÜK TÜCCARLARIZ”

Geri dönme ihtimali var o halde…

Bilemiyorum… Şimdilerde televizyon yöneticilerinin derdi dizi biliyorsun. Dizilerin yarattığı maliyeti bir şekilde geri almaları lazım ki karlılık yaratabilsinler. OPT denilen şey artık sistemin tamamen dışına çıktı. Dolayısıyla hepimiz Prime Time’ın köleliğini yapan küçük tüccarlarız artık.

“TEMATİK DİYE KÜÇÜMSENEN KANALLAR ARTIK ŞAKIR ŞAKIR İZLENİYOR”

Bu böyle mi gitmek zorunda, değiştirilemez mi?

Televizyon dediğiniz şey içeriktir. Dizi değildir, dizi başka bir şey. Televizyon, yaratıcı bir şeydir. Tartışma programı, gezi programı, kültür sanat programı yaratırsın… Arz talep vardır ama “Kardeşim ana akım medyada biz bunları yapmayalım, tematik kanallarda olsun…” diyorlar.  İşte o zaman tematik dediğiniz kanallar 60 share’lere çıkıyor, ama sen 40 share’le aslında ana akım medyada bile olmuyorsun. Tematik diye küçümsenen kanallar artık şakır şakır izleniyor. Şimdi birinci olunan 5 rating’le eskiden birinci haftada kaldırırlardı dizileri. Şu anda 5 rating’e alkış yapıyorlar. Yani kendi kendimizi öldürüyoruz bu dizi işleriyle…

Peki siz Kanal E, sonraki adıyla CNBC-E televizyonun kuruluşunda yer almış bir isimsiniz… Uzun yıllar televizyon yöneticiliği de yapmış biri olarak, geçmiş yıllardaki televizyon yöneticileriyle şimdiki televizyon yöneticileri arasında ne gibi farklılıklar buluyorsunuz? Neler değişti?

Bak bu güzel soru… Neden biliyor musun, Türkiye TRT ikliminden özel televizyon iklimine geçmişti. Özel televizyon dönemine geçme elbette ki TRT’nin kafa adamlarıyla birlikte oldu ama alttan öyle genç beyinler geliyordu ki onlar sadece sistemi değil, kendi içlerindeki heyecanı da getirdiler. Biz Kanal E’yi kurarken, 8 kişilik grup içerisinde 2 tane televizyoncu vardı. Bir tanesi ekonomistti, bir tanesi gazeteciydi, bir tanesi reklam sektöründen gelmişti, bir başkası turizm sektörünün içindeydi. Benim televizyonla ilgili kısmım da metin yazarlığı ve biraz kurgu bilmekti. Diğer televizyoncu arkadaşım da biraz daha teknik bir adamdı. Bu iş ancak heyecanla olurdu ve biz de Kanal E’yi o heyecanla kurduk. Şimdi o heyecanın onda birini mevcut yöneticilerde görmüyorum. Hepsi benim can dostum ama iş öyle bir noktaya gelmiş ki hepsi bürokrat.

“KANAL YÖNETİCİLERİNDE HEYECAN YOK ARTIK”

Kanal yöneticilerinde heyecan eksikliği var yani?

Kesinlikle öyle… Heyecan eksikliği de yaratıcılık eksikliğini getiriyor.

Gençlere yol açılıyor mu sizce?

Posta gazetesine günde 500 tane içerik gönderiyor genç insanlar. Ben bu içerikleri kimi arkadaşlarıma gönderiyorum.

“GENÇLERE YOL AÇILMIYOR”

Nasıl geri dönüşler alıyorsunuz?

Okundu iletisi bile gelmiyor. O kadarını söyleyeyim yani…

Nedeni ne olabilir, çok mu yoğunlar?

Hayır efendim, zamanları var. 4 saat dizi toplantısı yapmasınlar, her şeyin gününü doğru düzgün zamanlara bölsünler ve heyecanlı insanlara yer açsınlar.

“MESUT YAR YAZDIYSA DOĞRUDUR”

Kesinlikle… Bu arada Gülse Birsel müjdesi verdiniz geçtiğimiz günlerde… Avrupa yakası geri dönecekmiş. Fakat siz bu haberi duyurduğunuzda ‘bayatlamış müjde’ yorumları yapıldı. Ne düşündünüz o yorumları görünce?

Tam tersine Gülse Birsel de benim yazımın ardından Twitter’da doğruladı haberi. Hatta ertesi gün de kimin oynayacağını yazdım. Şöyle bir iddiam var: 1985 yılında girdiğim bir sektörde yalan haber yazmam, oturup balon şişirmem ve bu balonun patlamaması imkansız. Sizin sloganınız var ya “Yazmadıysa doğru değildir” diye, ben de diyorum ki Mesut Yar yazdıysa doğrudur…

Kulis haberlere giriş yapmışken, geçenlerde FOX’la ilgili yazdığınız iddia da çok konuşuldu. FOX’un haber programlarını kaldıracağını yazmıştınız. Bu iddianızın ardından İsmail Küçükkaya ile konuştum ve bu iddianızın “Dedikodu” olduğunu söyledi? Küçükkaya’nın açıklamalarını okuyunca ne düşündünüz?

İsmail benim tanıdığım dönemde çok nazik bir adamdı. En azından tanıdığım kadarıyla…

-İSMAİL KÜÇÜKKAYA RÖPORTAJINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN...-

Ne zamandır tanıyorsunuz?

Ben Burada Laf Çok’u yaparken bir kere karşılaşmıştık. Zevkle izliyorum seni demişti.

“İSMAİL KÜÇÜKKAYA ÇOK SIĞ BİR MİZAH YAPTI”

Yakın arkadaş olduğunuzu söyledi ama?

Ben her zaman İsmail’i tebrik eden bir sürü şey yazdım. Benim korunmalı adamlarım vardır, İsmail onlardan bir tanesi ama bu son çıkışı çok nazik olmadı. İki şey aradım: birincisi derinlik, ikincisi de gerçekten mizah… İsmail sığ bir mizah yaptı. Mizahla 30 senesini geçirmiş biri için çok hafif kaldı bu… Ben de spontane yanıtlar vermek yerine büyük bir nezaketle, madem müjdeyi verdin, ben hiç duymamıştım dedim.

“YEMEK, İÇMEK PROGRAMI YAPACAKMIŞIM”

Yemek programı yapacağınızı açıklamıştı canlı yayında ondan bahsediyorsunuz sanırım…

Evet, evet... “Yemek, içmek programı” yapacakmışım ben. İsmail bir kere “Yemek, içmek programı” diye terminolojik olarak yeni bir şey kazandırdı. Böyle bir format üzerinde çalışacağız. Çünkü bugüne kadar gurme programları yapıldı ama “Yemek, içmek programı” hiç yapılmamıştı. Kaldı ki keşke öyle bir şey yapabilsem. Dünyanın en tatlı işi düşünsene yapan insanları yan yana koyduğumuz zaman, başlayalım Vedat Milör’den, Mehmet Yeşil’i koyalım, Kürşat Başar’ı koyalım, hemen yanlarına Ayhan Sicimoğlu’nu koyalım, bir dönem Gülriz Sururi’yi de koyduğun zaman o “Yemek, içmek programı” çok neşeli hale geliyor. Keşke yapabilsem öyle bir şey ama inatla da sizin röportajda da yapacak diye yalan haber söylemiş. O zaman İsmail yalan haberci yani.

“İSMAİL’DEN BENİ PATRONUMA ŞİKAYET ETMEMESİNİ BEKLERDİM”

Neden böyle bir tepki vermiş olabilir sizce?

Benim İsmail’le ya da FOX’la herhangi bir sorunum olabilir mi, tabii ki hayır… Mevzuyu biraz doğru okumak lazımdı. Şöyle olmuş olabilir: çok fazla üzerine gitmiş olabilirler, çok düşmanının olduğunu söylüyor. Çok düşman yaratmak da bir başarıdır aslında. İnsanlar bunu kullandığı için İsmail bana gönül koymuş. Ama İsmail’in tüm bu gönül koymasından önce, tarafsız bir adamsa eğer gidip beni patronuma şikâyet etmemesini beklerdim.

Patronunuz Rıfat Ababay ne söyledi?

Rıfat Bey’in umurunda olmaz böyle işler. Benim patronum bu ülkede yazdırdığı insanlara hiç karışmayan bir adamdır.

“BENİM EŞİM SADECE HAYVAN BELGESELİ İZLER”

Peki İsmail Bey’le bu olayın ardından telefon görüşmeniz olmadı mı hiç?

Eşimle evlilik yıldönümümü kutlarken yapıldı bu telefon görüşmesi ve ben büyük bir hata yaparak megafona aldım. Eşim çok üzüldü. Hani röportajda da diyor ya “Eşi de beni çok izler” diye, ama çok dürüstlükle söylüyorum ki benim eşim sadece hayvan belgeseli izler. Birincisi ben kurumla ilgili bir kulis veriyorum, isim vermiyorum. Ne Fatih Portakal’ın ismi geçiyor, ne Doğan Şentürk’ün ne de İsmail Küçükkaya’nın… İsmail bunu içselleştiriyor ve oradan bir şey yaratmaya çalışıyor. Oysa ki ben o yarattığı şeyden hemen 1 saat önce konuşmuşum Doğan Şentürk’le. Doğan bana işin mantığını anlatmaya çalışıyordu…

“İŞ ÇİRKİNLEŞME NOKTASINA GELDİ”

Peki siz bu kulisi kanaldan mı öğrendiniz?

Hayır, kanaldan edinmedim. Globalden edindim. Aslında iş birileri biraz da köpürttüğü için buralara gitti. Haber kralları dedim ben bu adamlara. Fatih benim için öyledir, bir süper kahramandır haberde. Reyting rekortmeni… Yani baktığınız zaman haber kanalı açıp, habercileri de orada kullanacak denmesi iyi bir şey, kötü bir şey değil ki… Kaldı ki Doğan Şentürk’te “Keşke böyle bir şey olsa ve biz o gururu yaşasak” dedi. Ama iş biraz çirkinleşme noktasına geldi.

İsmail Küçükkaya, Doğan Şentürk’ün yazınızın hemen ardından çok kırıldığını ve “Arayabilirdi, sorabilirdi” dediğini belirtti… Hiç görüşmediniz mi?

Doğan Şentürk’le 2 saate yakın bir görüşmemiz oldu…

Ne konuştunuz?

İçeriğini söyleyemem. Gazetecilik bir kulisi dillendirmektir, kamuya açmaktır ve tartışılmasını sağlamaktır. Doğru ya da yanlış… Ama bugüne kadar yazdığım bütün şeylerde haklı çıktım.

“FOX OLAYININ ÜZERİ ÖRTÜLDÜ”

Peki hala dillendiriliyor mu bu mevzu?

Bana göre üstü örtüldü, ya da başka bir şey oldu. Çok da umurumda değil açıkçası FOX’un haber kanalı açıp açmayacağı, ya da İsmail’in orada olup olmayacağı. Eskiden umurumdaydı… Ben orada nezaket sahibi iki adam gördüm. Bir tanesi Fatih Portakal, diğeri ise Doğan Şentürk. İkisi çok nazikti ama onun dışında yaşadıklarımızı ben güç zehirlenmesi olarak nitelendiriyorum. Bir kurum, bırakın 5 yılı, 6 aylık planlamasını bile yapamıyor artık. Önce yaşadığın ülkenin ekonomik durumuna bakacaksın, parametreler o kadar çoğaldı ki öyle 5 yıllık planlamalar falan yok yani. Dolayısıyla kimse uçmasın, rüzgar bir tersine dönerse herkes birbirini unutur.

“İSMAİL’E ÇOK KIRGINIM”

Kırgın mısınız?

Çok kırıldım.

Peki sizin kendinizle ilgili ben bu işi şu kadar yıl daha yaparım dediğiniz bir öngörünüz var mı?

Bugün itibariyle giderim dediğim anda gidebilecek bir pozisyonum var.

‘Ceketimi alır giderim’ diyorsunuz yani?

Çünkü kendi saatimi başka bir yere doğru ayarladım. Gittim Datça’da kendime güzel bir taş ev yaptım. Mahlasla muhabirlik yapsam, ya da bir gazetede haber yazsam, orada yaşayabilecek kadar para kazanabilirim. Açıkçası bir de benden sonrası tufan… Benim bir oğlum var ve yaşı 25’e geliyor. Artık benden sonra yapacağı işi kestirmiş olması gerekiyor.

Bu arada oğlunuz Batuhan televizyonla çok ilgili… Ne yapmak istiyor?

Televizyon ve yazılımla ilgili evet…

Televizyoncu olmasını ister miydiniz?

Ne kadar kötü bir seçim olurdu ama eğer kendisi tercih ederse hayır demem elbette.

Meyilli gibi görünüyor…

Meyilli, çünkü çok stüdyoda büyüdü. Mevcudun bütün yönetmenleri, yöneticileri Batuhan’ın çocukluğunu bilir. Dolayısıyla seçerse de “Ulan niye seçtin” demem baba olarak ama bu işin bir adisyonu var. Eğer ödeyebilecekse, itiraz etmeyecekse o adisyona ona göre saatini kurması lazım.

“KENDİMİ ÇOK ACIMASIZCA ELEŞTİRİRİM”

Peki köşe yazarlığı mı, televizyon mu?

Ben televizyoncu olduğum için televizyon yazarlığına başladım. En iyi bildiğim alan bu çünkü. Bir de kendi programında kendisine Shrek diyen adam izin verin de kendi köşesinden de kendi kendini eleştirsin. Ben çok acımasız eleştiririm kendimi mesela…

En çok hangi konuda?

‘Ne kadar hızlı konuşuyorsun Mesut Yar’ derim mesela. ‘Sen Hititçe, Asurca, Osmanlıca biliyorsun, Türkçeyi böyle mi konuşuyorsun. Hay bin lanet’ derim…

“FANTEZİSİ OLMAYAN BİR KUŞAKTAN GELİYORUM”

Bir de televizyonculuğun yanı sıra arkeologsunuz aynı zamanda. Arkeolojiye olan ilginiz nasıl doğdu?

Çok travmatik… Motor Meslek Lisesi’ndeyim ve 3 bin tane adam var, fantezi yapabilecek bir dünyamız yok düşünebiliyor musun? Şanssız 3 tane kız öğrenci, vardı ve 3 bin adamın içinde onlar da erkekleşti… Fantezisi olmayan bir kuşağım yani… 1981 yılında “Indiana Jones Kutsal Hazine Avcıları’ filmini izledim. akşamına arkeolog olacağım dedim ve bu sözümü tuttum. İstanbul Üniversitesi arkeoloji bölümünü bitirdim. Öyle güzel insanlarla tanıştım ki, hepsi çok aristokrat… Alman aristokratların kurduğu bir bölümde elbette bir doktora yapma ya da öğretim görevlisi olma şansım yoktu ama orayı birincilikle bitirme şansım vardı.

Birincilikle mi bitirdiniz?

Evet… 97,3 gibi bir rakamla birinci oldum. Eğer burada kalamayacaksam izimi bırakayım dedim. (Gülüyor)

Aslında o yıllarda yalnızca aristokrat değil, medya sektöründe birlikte çalışacağınız çok arkadaşlarınız da oldu. Ne anılar vardır kim bilir…

Olmaz mı… Ömer Özgüner, Selim Akçin, Cengiz Semercioğlu, Murat Sabuncu, keza Candan Erçetin hepsi okul yıllarımdan arkadaşlarım. Hepsiyle çok fazla anım var ama Ömer Özgüner’le okuldan mezun olduktan sonra bir hayli ilginç anılarımız oldu.

Neydi onlar?

Hangi birini anlatayım ki… Ömer’in arabamı çaldırmasını mı, Ömer’e bak deprem olacak bir şey hissediyorum demem mi, Ömer’le yaşadığımız korkunç transfer hikayesi mi…

“ÖMER ÖZGÜNER ARABAMI ÇALDIRDI”

Arabanızı mı çaldırdı?

Onu hiç anlatmak istemem. Hayatımdaki tek transferimdi, onu da Ömer çaldırdı. Alacağım var Ömer’den. (Gülüyor)

“PANİK ATAK BENİM CANIM”

Panik atağı yendiniz mi peki?

O benim canım ya, acayip diri tutuyor beni.

Her an ölüm korkusu yaşamak huzursuz etmiyor mu?

Harika bir şey, hayatı seviyorsun.

Eşinizin şaşırdığı anlar oldu mu peki hiç?

Olmaz mı… Bir gece atak geldi, o zamanlar da evliliğimizin ilk günleri daha. Kalktım, mutfağa yöneldim. Meğer ben kalkarken arkamdan bakmış ‘nereye gidiyor gece yarısı acaba’ diye. Buzdolabından iki tane şaşal şişeyi aldım, camı açtım, kafamdan aşağıya boşalttım. Düşünsene, seni yeni yeni tanıyan bir kadın için kabusun büyüklüğüne bakar mısın… (Kahkahalar)

Bilmez miyim, bende de var… Yine de şikayetçi değilsiniz anladığım kadarıyla…

Onsuz bir hayat düşünemiyorum. (Gülüyor)

 

Canan Kaya / Medyatava

canankaya@medyatava.com

Teknolojik İşler Ofisi

Sayfa Derleme Süresi: 0.5367 saniye